İnsan ömrünü uzatmaya yönelik çalışmalar hız kesmeden devam ederken, Rusya'daki Skolkovo Bilim ve Teknoloji Enstitüsü (Skoltech) araştırmacılarının yürüttüğü yeni bir çalışma dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu. Hakemli bilimsel dergi npj Aging'de yayımlanan araştırma, yaşlanmaya neden olan biyolojik süreçlerin tamamen durdurulduğu varsayımsal bir senaryoda bile insan yaşamının sınırsız olmayacağını gösterdi.
Araştırmacılar, yaşlanmanın tüm etkilerinin ortadan kaldırıldığı ancak hücrelerde zamanla biriken genetik mutasyonların devam ettiği bir model oluşturdu. Elde edilen sonuçlar, insan ömrünün teorik olarak önemli ölçüde uzayabileceğini ancak yine de doğal bir biyolojik sınırın bulunduğunu ortaya koyuyor.
Somatik mutasyonlar neden önemli?
Çalışmanın merkezinde somatik mutasyonlar yer alıyor. Bunlar, döllenmeden sonra yaşam boyunca vücudun normal hücrelerinde oluşan ve nesilden nesile aktarılmayan DNA değişiklikleri olarak tanımlanıyor.
Hücreler her bölündüğünde veya DNA hasarını onarmaya çalıştığında rastgele mutasyonlar meydana geliyor. Bu değişikliklerin büyük bölümü zararsız olsa da bazıları hücre ölümüne, organ fonksiyonlarının bozulmasına ya da kanser gelişimine zemin hazırlayabiliyor.
Bilim insanlarına göre yaşlanmayla ilişkili birçok biyolojik değişiklik geri döndürülebilir olsa da, hücrelerde biriken bu genetik hasarlar kalıcı özellik taşıyor.
İnsan ömrü teorik olarak kaç yıla çıkabilir?
Araştırmada nöronlar, kalp kası hücreleri, karaciğer hücreleri ve solunum yollarındaki hücrelerde yıllık mutasyon oranları hesaplandı. Daha sonra bu mutasyonların organların işlevini ne zaman bozabileceği matematiksel modellerle analiz edildi.
Araştırmacılar, yaşlanmaya bağlı tüm ölüm nedenlerini ortadan kaldırıp yalnızca genç yetişkinlerde görülen en düşük doğal ölüm riskini modele ekledi. 
Bu varsayıma göre, somatik mutasyonlar hesaba katılmadığında teorik yaşam süresi 1.759 yıla kadar çıkabiliyor. Ancak hücrelerde zamanla biriken genetik hasarlar modele dahil edildiğinde tablo tamamen değişiyor.
Araştırmanın sonuçlarına göre;
Ortalama (medyan) yaşam süresi 146-194 yıl arasında değişiyor.
En olası yaşam süresi yaklaşık 156 yıl olarak hesaplanıyor.
Çok nadir görülen istisnai bireylerin ise yaklaşık 470 yıl yaşayabileceği öngörülüyor.
Araştırmacılar, bu rakamların kesin biyolojik sınırlar değil, matematiksel modellemelere dayanan teorik tahminler olduğunun altını çiziyor.
Yaşam süresini hangi organlar sınırlıyor?
Araştırma, yaşam süresini belirleyen en kritik faktörlerden birinin organların kendini yenileyebilme kapasitesi olduğunu gösteriyor. Özellikle beyin ve kalp, bu konuda en dezavantajlı organlar arasında yer alıyor.
Çünkü nöronlar ve kalp kası hücreleri hasar gördüklerinde kendilerini kolayca yenileyemiyor. Zararlı mutasyonlar bu hücrelerin ölmesine neden olduğunda kayıplar büyük ölçüde kalıcı hale geliyor.
Modelde yalnızca beyin hücrelerindeki hasar dikkate alındığında yaşam süresi yaklaşık 194 yıla, yalnızca kalp kası hücreleri dikkate alındığında ise 208 yıla kadar düşüyor.
Hangi organ daha dayanıklı?
Araştırmanın dikkat çeken bulgularından biri de karaciğerin yenilenme kapasitesi oldu. Karaciğer hücreleri zarar gördüğünde diğer hücreler bölünerek kayıpları telafi edebiliyor. Ayrıca karaciğerde bulunan öncü hücreler de bu yenilenme sürecine destek veriyor.
Bu nedenle araştırmacılar, simülasyon boyunca karaciğerde belirgin bir fonksiyon kaybı oluşmadığını belirtiyor. Benzer şekilde solunum yollarındaki bazı hücreler de uzun yıllar boyunca kendilerini yenileyebiliyor. Ancak bu kapasitenin de binlerce yıl sonra tükenebileceği ifade ediliyor.
