Gıda Bülteni Sektörden Gıda üretiminde yeni sınav; 3-MCPD limiti aşılmamalı

Gıda üretiminde yeni sınav; 3-MCPD limiti aşılmamalı

Gıda sektörü, son yılların en kritik dönüşüm eşiklerinden birine doğru ilerliyor. Trans yağların kalp ve damar sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinin bilimsel olarak ortaya konmasının ardından, bu yağlar dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de üretimden kademeli olarak çıkarılıyor. Ancak sektör için asıl büyük sınav, 2026 itibarıyla tam kapsamlı yürürlüğe girecek olan GE (glisidil ester) ve 3-MCPD bulaşanları regülasyonu olacak.

2 Dakika
OKUNMA SÜRESİ

Yeni düzenleme yalnızca bitkisel yağları değil, bu yağlarla üretilen tüm gıda ürünlerini kapsıyor. Bu da üreticiler için temel bir soruyu gündeme getiriyor: Hem trans yağsız hem de yeni bulaşan limitlerine uyumlu üretim nasıl mümkün olacak?

Sorunun kaynağı: Hidrojenasyon ve yüksek ısıl işlem

Gıda sanayisinde yıllardır kullanılan hidrojenasyon yöntemi, sıvı bitkisel yağları katılaştırarak ürünlere istenen yapı ve dayanıklılığı kazandırıyor. Ancak bu işlem sırasında trans yağlar oluşabiliyor ve aynı zamanda GE ile 3-MCPD gibi istenmeyen bulaşanların ortaya çıkma riski artıyor.

Bu nedenle sektör, oda sıcaklığında doğal olarak yarı katı halde bulunan yağlara yönelmiş durumda. Bu tür yağlar, kimyasal sertleştirmeye gerek kalmadan ürünlere istenen doku ve stabiliteyi sağlayabiliyor.

Bilimsel veri: Doğal stabilite trans yağı da bulaşanı da azaltıyor

Malezya Üniversitesi tarafından yayımlanan araştırmalar, palm yağının doğal yapısında bulunan güçlü E vitamini formları olan tokotrienoller sayesinde oksidatif bozulmaya karşı çok daha dirençli olduğunu ortaya koyuyor.

Bilimsel veriler, bu antioksidan zengin yapının yüksek ısıl işlemlerde dahi yağın stabilitesini koruduğunu, trans yağ oluşumunu engellediğini ve zararlı yan ürünlerin ortaya çıkma riskini düşürdüğünü gösteriyor. 

Bu sayede üreticiler, kimyasal müdahaleye gerek kalmadan raf ömrünü uzatabiliyor ve lezzet dengesini koruyabiliyor.

Katkı maddelerine daha az ihtiyaç

Uzmanlara göre doğal olarak stabil yağların bir diğer avantajı da oksidasyona karşı dirençli olmaları. Bu özellik, ürünlerin daha uzun süre taze kalmasına yardımcı olurken, ilave katkı maddelerine olan ihtiyacı da azaltıyor.

Bu yaklaşım, son yıllarda hızla yayılan “temiz etiket” anlayışıyla da örtüşüyor. Tüketiciler daha kısa ve anlaşılır içerik listeleri görmek istiyor; sektör ise buna üretim süreçlerini sadeleştirerek yanıt vermeye çalışıyor.

TRANS YAĞDAN ARINDIRMAK YETERLİ DEĞİL

Sektör temsilcileri, trans yağ içermeyen ürünlerin yakın gelecekte bir pazarlama avantajı olmaktan çıkıp asgari bir üretim standardı haline geleceğini vurguluyor.

2026’da devreye girecek GE ve 3-MCPD limitleriyle birlikte, yalnızca trans yağdan arındırılmış olmak da yeterli olmayacak. Hem ham yağın hem de son ürünün güvenliğini garanti altına alan doğal stabilite, üreticiler için teknik bir zorunluluk haline geliyor.

Bu dönüşüm, yalnızca gıda etiketlerini değil; üretim teknolojilerini, maliyet yapılarını ve tüketici alışkanlıklarını da kalıcı biçimde değiştirmeye aday.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *