Gıda Bülteni Gündem Zeytinyağında asıl sorun rekolte değil, değer...

Zeytinyağında asıl sorun rekolte değil, değer...

3 Dakika
OKUNMA SÜRESİ

Geçtiğimiz hafta Ayvalık'taydım.

Dünyanın en kaliteli zeytinyağlarından birinin üretildiği bu güzel ilçede, Ayvalık Ticaret Odası Başkanı Ali Uçar ile uzun bir sohbet gerçekleştirdik. Masada yalnızca zeytinyağı yoktu; üretici vardı, ihracat vardı, sahtecilik vardı, tüketici vardı... Ama en çok da kaçırdığımız büyük bir fırsat vardı.

Çünkü Türkiye'nin bugün zeytinyağındaki en büyük sorunu aslında üretim değil.

Sorun, ürettiğimiz değeri satamamak.

Bu yıl zeytinde "var yılı" bekleniyor. Eğer iklim beklenmedik bir sürpriz yapmazsa Türkiye'nin yaklaşık 500 bin ton zeytinyağı üretmesi konuşuluyor. Avrupa'nın önemli üretici ülkelerinde de benzer şekilde yüksek rekolte bekleniyor.

İlk bakışta kulağa harika geliyor.

Daha çok ürün...

Daha çok ihracat...

Daha çok kazanç...

Keşke denklem bu kadar basit olsaydı.

Çünkü üretim artarken tüketim aynı hızla artmıyor.

İhracat pazarları genişlemiyor.

Markalı satış istenilen seviyeye çıkamıyor.

Sonuçta depolar doluyor ama üreticinin cebi dolmuyor.

Aslında yıllardır aynı hatayı yapıyoruz.

Dünyaya zeytinyağı satıyoruz ama marka satamıyoruz.

Oysa bugün market raflarında tüketici yalnızca bir yağ satın almıyor.

Bir hikâye satın alıyor.

Bir güven satın alıyor.

Bir coğrafya satın alıyor.

Bir kültür satın alıyor.

İşte tam da burada Ayvalık'ın üzerinde durduğu konu dikkat çekiyor.

Ali Uçar'ın en çok vurguladığı başlıklardan biri, "ürün kimliği" oluşturmak.

Ayvalık Ticaret Odası'nın geliştirdiği yeni dijital hologram sistemi bunun önemli örneklerinden biri. Tüketici, şişe üzerindeki karekodu okuttuğunda ürünün gerçekten coğrafi işaretli olup olmadığını, laboratuvar analizlerini, hangi bahçeden geldiğini ve üreticisini görebiliyor.

Aslında bu sadece bir etiket değil.

Bu, güvenin dijitalleşmiş hali.

Bugün gıda sektöründe en pahalı ürün, en kaliteli ürün olmayabilir.

Ama en güvenilir ürün her zaman kazanıyor.

Çünkü güven kaybolduğu anda fiyat tek belirleyici oluyor.

İşte tam da bu nedenle sahte zeytinyağı meselesi yalnızca bir tüketici sorunu değil.

Bir ülkenin marka sorunu.

Bugün sosyal medyada veya e-ticaret platformlarında "Ayvalık zeytinyağı" adıyla satılan ürünlerin önemli bir kısmının Ayvalık'la ilgisi bile olmayabiliyor.

Daha da kötüsü...

Sahte firmalar...

Sahte adresler...

Sahte markalar...

Sonunda zarar gören yalnızca tüketici olmuyor.

Gerçek üretici de aynı zararı görüyor.

Belki de röportaj boyunca en çok aklımda kalan cümle şu oldu:

"Ucuz zeytinyağı yoktur, ucuz bitkisel yağ vardır."

Gerçekten de tüketicinin artık şunu anlaması gerekiyor.

Bir litre kaliteli zeytinyağını, maliyetinin çok altında satmak mümkün değil.

Eğer mümkün görünüyorsa, orada mutlaka sorgulanması gereken bir durum vardır.

Ancak burada yalnızca tüketiciye görev düşmüyor.

Türkiye'nin kişi başına yıllık zeytinyağı tüketimi hâlâ yaklaşık 2 litre seviyesinde.

Akdeniz ülkelerinde bu rakam 8-10 litreyi buluyor.

Demek ki mesele yalnızca üretmek değil.

Doğru anlatmak.

Doğru tanıtmak.

Doğru tükettirmek.

Belki de yıllardır en büyük eksikliğimiz bu.

Ayvalık dünyanın en kaliteli zeytinyağlarından birini üretiyor olabilir.

Türkiye de dünyanın en büyük üreticileri arasında yer alabilir.

Ama dünyanın en değerli markaları arasında neden hâlâ yeterince görünmüyoruz?

İşte asıl cevaplanması gereken soru bu.

Çünkü geleceğin rekabeti artık tonla değil, markayla ölçülecek.

Ve zeytinyağında kazananlar; en çok üretenler değil, en çok güven verenler olacak.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *