Bu cumartesi yaklaşık 1 milyon öğrenci LGS için sıralara oturacak. Kimi hayalini kurduğu liseye girmek için ter dökecek, kimi aylar boyunca verdiği emeğin karşılığını almaya çalışacak.
Ama biliyorum ki sınava sadece çocuklar girmeyecek. Anne-babalar da en az onlar kadar heyecanlı olacak.
Bunu çok iyi biliyorum. Çünkü iki yıl önce oğlum Ege, LGS'ye girdiğinde aynı duyguları ben de yaşadım.
Sabah erkenden okulun yolunu tuttuk. Son kontroller yapıldı, başarı dilekleri paylaşıldı ve çocuklar sınav salonlarına girdi.
Sonra bekleyiş başladı.
İlk oturum devam ederken okulun önünde ilginç bir hareketlilik dikkatimi çekmişti. Telefonlar çıkarılıyor, siparişler veriliyordu.
Birisi lahmacun söylüyordu.
Bir başkası pide. Döner siparişi verenler vardı.
Veliler, iki oturum arasındaki 45 dakikalık ara için hazırlık yapıyordu. O gün okulun önünde adeta küçük bir açık hava restoranı kurulmuş gibiydi. İlk oturum bittiğinde çocuklar ikinci sınav öncesi kısa bir mola verdi.

O sırada kendi kendime şu soruyu sordum: “Biz çocukların karnını mı doyurmaya çalışıyoruz, yoksa dikkatlerini mi besliyoruz?”
Aradan iki yıl geçti.
Bu hafta sonu yine yaklaşık 1 milyon öğrenci aynı heyecanı yaşayacak.
Ancak bu kez önemli bir fark var.
Milli Eğitim Bakanlığı, öğrencilerin iki oturum arasındaki molada tüketmeleri için su, kuru üzüm, ceviz ve kuru meyveli yulaf bardan oluşan atıştırmalık paketleri dağıtacak.

Açıkçası bu kararı duyduğumda iki yıl önce okul önünde gördüğüm o manzara yeniden gözümün önüne geldi.
Ve şunu düşündüm:
Aslında bu uygulama, yıllardır yaşanan bir karmaşaya verilmiş oldukça akılcı bir cevap.
Çünkü sınavın ortasında amaç öğrenciyi ağır bir öğünle doyurmak değil. Amaç dikkatini, enerjisini ve odaklanmasını koruyabilmek.
Bilim de bize tam olarak bunu söylüyor.
Yağlı ve ağır yiyecekler sindirim sistemini daha fazla çalıştırırken, öğrenciler kendilerini daha yorgun ve daha uykulu hissedebiliyor.
Oysa ikinci oturumda onları matematik ve fen soruları bekliyor. İhtiyaç duyulan şey mide doluluğu değil, zihinsel berraklık.
Bu nedenle MEB'in dağıtacağı pakette döner yok.
Lahmacun yok.
Pizza yok.
Onların yerine su var.
Ceviz var.
Kuru üzüm var.
Yulaf bar var.
Yani kolay tüketilen, mideyi yormayan ve enerjiyi dengeli sağlayan seçenekler. Belki de bu paketin verdiği en önemli mesaj şu: 45 dakikalık ara bir yemek molası değil, performans molası.
Sınavdan önceki akşam da çok önemli. Çocuğunuzun sınavdan bir akşam önce beslenmesi ertesi gün sınavı olumsuz etkilememeli.
Çocuğun her zaman tükettiği, sindirim sisteminin alışık olduğu yiyecekler tercih edilmeli. Izgara tavuk, köfte, balık, sebze yemekleri, yoğurt, bulgur pilavı veya tam tahıllı makarna gibi dengeli seçenekler yeterli olacaktır.
Aşırı yağlı, çok baharatlı ya da fast-food tarzı yiyecekler ise sindirim sistemini yorabilir, uyku kalitesini bozabilir ve ertesi güne yorgun başlanmasına neden olabilir.,
Gelelim sınav sabahına…

Burada yapılan en yaygın hatalardan biri kahvaltıyı abartmak. Çocuk aç kalmasın diye neredeyse açık büfe hazırlayan aileler var. Oysa çocuğu tıka basa doyurmak yerine kan şekerinin dengeli kalmasını sağlamalıyız.
Yumurta, peynir, tam tahıllı ekmek, domates, salatalık ve birkaç cevizden oluşan alışılmış bir kahvaltı çoğu öğrenci için yeterli olacaktır.
İlk kez denenecek takviyeler ya da "zihin açtığı" söylenen ürünler yerine çocukların alışık olduğu düzeni korumak çok daha değerli.
İyi bir uyku.
Dengeli bir kahvaltı.
Yeterli su.
Ve sakinlik…
Çünkü LGS'nin sonucunu ne bir ceviz belirleyecek ne de bir yulaf bar. Başarıyı belirleyecek olan şey çocukların aylar boyunca verdiği emek.
Biz ailelerin görevi ise son anda mucize yaratmaya çalışmak değil, o emeğin ortaya çıkmasına yardımcı olmak. Çünkü bazen bir öğrencinin ihtiyacı olan en önemli destek ne özel bir menü ne de besin takviyesidir.
Sadece yanında duran, sakin kalan ve ona inanan bir ailedir.
Şimdiden tüm öğrencilere başarılar diliyorum.
