Ergenlik döneminde beslenme alışkanlıkları yalnızca fiziksel gelişim açısından değil, ruh sağlığı bakımından da önem taşıyor. Avustralya’da yürütülen ve 6 bin 537 gencin üç yıl boyunca takip edildiği araştırma, daha fazla meyve tüketimi ile daha düşük depresyon ve kaygı belirtileri riski arasında ilişki bulunduğunu ortaya koydu.
Şekerli içecekleri daha fazla tüketen ergenlerde ise depresyon ve kaygı belirtileri açısından daha yüksek risk gözlendi.
Child and Adolescent Mental Health dergisinde yayımlanan çalışma, günlük beslenme tercihleri ile ergenlerde depresyon ve kaygı belirtilerinin ortaya çıkması arasındaki ilişkiyi inceledi. Araştırma, beslenmenin gençlerin ruh sağlığını etkileyebilecek yaşam tarzı faktörlerinden biri olabileceğini gösterirken, tek başına belirli bir besinin ruhsal sorunları önlediği sonucuna ulaşmadı.
Araştırma ekibinden Doç. Dr. Katrina Champion’ın sağlıklı gıdalara erişimin kolaylaştırılması, ailelerin desteklenmesi ve gençlerin şekerli içeceklere maruziyetinin azaltılması gerektiğini vurguladı.
6 bin 537 ergen üç yıl boyunca takip edildi
Araştırmaya Avustralya’nın Yeni Güney Galler, Queensland ve Batı Avustralya eyaletlerindeki 71 ortaöğretim okulundan 6 bin 537 öğrenci katıldı. Çalışmanın başlangıcında yaklaşık 13 yaşında olan katılımcılar, lise dönemleri boyunca meyve, sebze ve şekerli içecek tüketimlerine ilişkin anketleri belirli aralıklarla doldurdu.
Araştırmacılar, gençlerin beslenme alışkanlıkları ile depresyon ve kaygı belirtileri arasındaki ilişkiyi değerlendirirken yaş, cinsiyet, fiziksel aktivite ve ailenin sosyoekonomik koşulları gibi faktörleri de hesaba kattı.
Her gün bir porsiyon fazla meyve tüketimi neyle ilişkilendirildi?
Araştırmanın dikkat çeken sonuçlarından biri, günlük meyve tüketimi ile depresyon ve kaygı belirtileri arasındaki ilişki oldu.
Bulgulara göre günlük meyve tüketimindeki her bir porsiyon artışı;
Depresyon belirtileri açısından yüzde 13 daha düşük riskle,
Kaygı belirtileri açısından yüzde 7 daha düşük riskle ilişkilendirildi.
Araştırmada bir porsiyon meyve yaklaşık 150 gram olarak kabul edildi. Bununla birlikte, özellikle kaygı belirtileriyle ilgili ilişkinin cinsiyet grupları ayrı ayrı incelendiğinde aynı istatistiksel gücü göstermediği belirtildi. Bu durum, sonuçların değerlendirilmesinde araştırmanın sınırlılıklarının da dikkate alınması gerektiğini ortaya koydu.
Şekerli içecek tüketimi arttıkça risk de yükseldi
Araştırmada gazlı içecekler, şekerli içecek konsantreleri ve sporcu içecekleri gibi şeker ilaveli içeceklerin tüketimi de incelendi. Daha fazla şekerli içecek tüketen ergenlerin depresyon ve kaygı belirtileri açısından belirlenen eşikleri aşma olasılığı daha yüksek bulundu.
Bu ilişki hem kız hem de erkek öğrencilerde gözlendi. Risk tahminleri erkeklerde, özellikle kaygı belirtileri bakımından daha yüksek görünse de araştırmacılar cinsiyetler arasındaki farkın istatistiksel açıdan anlamlı olduğunu kesin olarak ortaya koyamadı.
Araştırmacılar, şekerli içecek tüketimi ile ruhsal belirtiler arasındaki ilişkinin olası açıklamaları arasında iltihaplanmayla ilişkili biyolojik göstergeleri ve stres hormonu kortizolü değerlendirdi. Ancak çalışma kapsamında bu mekanizmalar doğrudan test edilmedi.
Not: Ana kapakta yer akan kız çocuğu fotoğrafı yapay zeka tarafından üretilmiştir.
