Türkiye’de boşalan dükkânların kafe ve restorana dönüşmesi, yalnızca kentlerin görünümünü değiştirmedi. Kafe ekonomisinin büyümesi, iş gücü piyasasında da önemli bir dönüşüm yarattı.
Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) “Cafe Latte Ekonomisi: Bir Fincanda İki Türkiye” başlıklı raporuna göre, 2010-2025 döneminde Türkiye’de kayıtlı 4/a istihdamı 6,9 milyon kişi arttı. Bu artışın 587 bini yiyecek-içecek hizmetlerinde gerçekleşti.
Böylece son 15 yılda yaratılan her 12 yeni kayıtlı işten biri kafe, restoran ve diğer yiyecek-içecek işletmelerinde ortaya çıktı. Konaklama sektörü de hesaba katıldığında iki faaliyetin toplam istihdam artışındaki payı yüzde 11,1’e ulaştı.
Kafe ve restoranlarda çalışan sayısı yüzde 180 arttı
Yiyecek-içecek hizmetlerinde kayıtlı çalışan sayısı 2010 yılında 326 bin 601’di. Bu sayı 2025’te 913 bin 782’ye yükseldi. Sektördeki kayıtlı istihdam artışı yüzde 180’i buldu.
Aynı dönemde Türkiye genelindeki kayıtlı çalışan sayısı 10 milyondan 16,9 milyona çıktı. Ekonomi genelindeki artış yüzde 69’da kalırken, yiyecek-içecek sektöründeki istihdam ekonominin yaklaşık 2,6 katı hızla büyüdü.
Kafe ve restoranlarda çalışanların kayıtlı istihdam içindeki payı da yüzde 3,3’ten yüzde 5,4’e çıktı.
Sektörün ulaştığı büyüklük dikkat çekici. Yiyecek-içecek hizmetlerindeki kayıtlı çalışan sayısı, 2025 itibarıyla tekstil ve hazır giyim imalatında çalışanların toplamını geçti. Sektördeki istihdam, insan sağlığı hizmetlerindeki 909 bin 469 kayıtlı çalışanın da üzerine çıktı.
Her yeni yazılım işine karşı 4,6 yeme-içme işi
Kafe ekonomisi yalnızca kendi büyüklüğünü artırmadı; yeni işlerin hangi sektörlerde yaratıldığına ilişkin dengeyi de değiştirdi.
Yiyecek-içecek hizmetlerinde yaratılan 587 bin yeni kayıtlı iş, bilgi ve iletişim sektöründeki 179 bin kişilik artışın üç katından fazla oldu. Mesleki, bilimsel ve teknik faaliyetlerdeki istihdam artışı ise 136 bin kişiyle sınırlı kaldı.
Bilgisayar programlama ve bilgi hizmetlerinde kayıtlı çalışan sayısı 15 yılda yaklaşık 128 bin kişi arttı. Buna göre Türkiye’de her bir yeni yazılım işine karşılık yiyecek-içecek sektöründe 4,6 yeni iş yaratıldı.
İmalatın yeni istihdamdaki ağırlığı geriledi
Rapora göre imalatta kayıtlı çalışan sayısı mutlak olarak azalmasa da sektörün yeni istihdam yaratmadaki ağırlığı belirgin biçimde düştü.
İmalatın yeni kayıtlı istihdam içindeki payı 2010-2019 döneminde yüzde 21 seviyesindeydi. Bu oran 2019-2025 döneminde yüzde 9,9’a geriledi. Buna karşılık düşük katma değerli ve emek yoğun hizmetler, iş gücü artışının giderek daha büyük bölümünü üstlenmeye başladı.
TEPAV, bu tabloyu Türkiye’de sanayi ve bilgi yoğun sektörler yeterince istihdam yaratamadan iş gücünün emek yoğun hizmetlere yönelmesi olarak değerlendiriyor.
Yeme-içme işletmelerinin sayısı 159 bine yaklaştı
İstihdamdaki büyümeye işletme sayılarındaki artış da eşlik etti. Türkiye’de en az bir sigortalı çalıştıran kayıtlı yeme-içme iş yeri sayısı 2010’da 62 bin 384 iken 2025’te 158 bin 725’e çıktı. Artış oranı yüzde 154 oldu.
Nüfusa göre yapılan hesaplama da değişimi ortaya koydu. Her 10 bin kişiye düşen kayıtlı yeme-içme işletmesi sayısı 8,5’ten 18,5’e yükseldi.
İstanbul’da “yiyecek ağırlıklı hizmet veren kafe ve kafeterya” alanında Ticaret Odasına yapılan yeni firma kayıtları ise 2019’da 197 iken 2025’te 774’e ulaştı. Altı yıldaki artış yüzde 293 olarak hesaplandı.
Kafeler neden istihdamın yeni adresi oldu?
Rapor, Türkiye’nin Yunanistan’daki gibi yalnızca kafelere dayanan bir büyüme yaşamadığını vurguluyor. Türkiye’de yazılım ve bilgi hizmetlerinde hızla büyüyen, yüksek ücretli ancak sınırlı sayıda iş üreten bir çekirdek de bulunuyor.
Buna karşılık kafe ve restoranlar, düşük ücret ve düşük katma değere rağmen çok daha fazla kişiye iş sağlıyor. Yiyecek-içecek hizmetlerinde bir çalışanın ürettiği katma değer, sanayi ve hizmet sektörleri ortalamasının yüzde 39’u, imalat sektöründeki düzeyin ise yaklaşık yüzde 24’ü kadar.
TEPAV’a göre Türkiye’nin temel sorunu kafelerin çoğalması değil, kafe dışında nitelikli ve yüksek ücretli işlerin aynı hızda çoğalmaması. İstihdamın giderek daha büyük bölümünün düşük ücretli hizmetlerde yaratılması, uzun vadede Türkiye ekonomisinin önündeki temel risklerden biri olarak gösteriliyor.
