Gıda Bülteni Yazarlar Zayıflama iğnesi kullanırken sık yapılan yanlışlar!

Zayıflama iğnesi kullanırken sık yapılan yanlışlar!

Zayıflama iğneleri son dönemin en popüler kilo verme yöntemlerinden biri oldu. Ancak bu iğneleri kullanırken, dikkat edilmesi gereken çok önemli noktalar var. Acıbadem Bakırköy Hastanesi'nden Uzm. Dyt. Ezgi Hazal Çelik sık yapılan hataları ve neler yapılması gerektiğini yazdı.

5 Dakika
OKUNMA SÜRESİ

Son yıllarda obezite tedavisinde, GLP-1 reseptör agonistleri ve GLP-1/GIP inkretin temelli enjeksiyon yönteminin kullanımı belirgin şekilde arttı. 

Zayıflama iğneleri diye sıklıkla neredeyse her mecrada isimlerini duyuyoruz. 

Bu enjeksiyonlar, iştah kontrol mekanizmalarını değiştirerek, vücudun enerji alımını birden farklı metabolik yol ile etkiliyor. Kilo kaybının temel nedeni ise tokluk mekanizmalarının güçlenmesi, mide içeriğinin midede daha uzun süre kalması ve iştah kaybı ile enerji alımının kısıtlanmasıdır. 

Son dönemlerde yapılan çalışmalarda özellikle ödül mekanizmalarını da etkilediği ve özellikle beynin ödül ile ilişkili bölgelerde yiyeceklere verilen yanıtı değiştirebileceği gösterilmiştir.

Hastalıklarda iyileşme görülebilir

Yiyeceklerin zihinsel olarak daha az meşgul edici bir hale gelmesi, aşırı yeme arzusu dediğimiz cravinglerin azalmasına ve yeme kontrolünün kolaylaşmasına da katkı sağlar. Tüm bunların sonucunda birçok kişide ağırlık kaybıyla birlikte metabolik sağlık açısından (şeker regülasyonu, tansiyon vb. sorunlar) iyileşme görülebilir.

Bu enjeksiyonların kullanımında en önemli, atlanmaması gereken noktalardan biri, gereksinimi ve başlangıç düzeylerini hekim önerisi olmadan, bilinçsiz bir şekilde kullanmamaktır. Yan etki ve süreç takibini de mutlaka doktorunuzla devam ettirmelisiniz.

Beslenme kalitesi bozulabilir

Diğer önemli noktalardan biri ise ‘iştahım azalıyor, bir şey tüketemiyorum ve kilo veriyorum’ diye düşünerek vücudun mevcut besin ve besin ögesi gereksiniminin göz ardı edilmemesidir. Özellikle bazı kişilerde öğün porsiyonlarının aşırı küçülmesi, protein ve lif kaynaklarının ihmal edilmesi, sıvı tüketiminin azalması ve bulantı-kusma gibi yan etkiler nedeniyle beslenme kalitesi bozulabiliyor.

Bu noktada tedavi sürecinde tek başarı anahtarı ağırlık kaybı değildir.

Kaybedilen ağırlığın niteliği, kas kütlesinin korunması, besin ögesi yetersizliğinin önlenmesi, gastrointestinal tolerans, fiziksel aktivite ve tedavi sonrasında sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları da birlikte ele alınmalıdır.

SIK YAPILAN HATALAR

1. Uzun Süren Açlık, Çok Düşük Kalorili Beslenmek

En sık yapılan hatalardan biri, iştahın belirgin bir şekilde azalması ile ne kadar az yersem o kadar iyi olur diye düşünmek. İlacın etkisi ile daha önce tüketilen porsiyonların yarısından çok azı tüketildiğinde dahi çok yoğun bir açlık hissetmeyebilirsiniz ancak porsiyonun küçülmesi besin kalitesinin de azalması anlamına gelmez. 

Yetersiz beslenme tartıda hızlı düşüş sağlayabilir ama uzun vadede protein, vitamin, mineral, lif ve yeterli enerji alınmadığında farklı sağlık sorunları oraya çıkar. 

Yetersiz beslenme sonucu halsizlik, konsantrasyon güçlüğü, sıvı-elektrolit bozukluğu, kabızlık, vitamin-mineral eksiklikleri ve bunlara bağlı hastalıklara yol açabilir. Hızlı kilo kayıplarında kas ve kemikler gibi yağsız vücut kütlesi kaybının en az düzeyde olması oldukça önemlidir.

Bu süreçte daha az yemek değil, daha az hacim ile daha fazla besin ögesi almanızı destekleyecek dengeli öğünler yapmak gerekir. 

Günde 5-6 öğün şeklinde yapılacak planlama, enerji ve besin ögesi alımınızı bulantı-kusma-ağrı gibi semptomlarınızı arttırmadan destekleyebilir. Küçülen porsiyonlarda, yumurta, balık, kıyma gibi protein kaynakları, sebze ve meyve, kaliteli karbonhidrat kaynaklarına ve bitkisel yağlara yer verilmelidir.

2. Susuzluk ve Sıvı Dengesinin Bozulması

Yapılan çalışmalarda GLP-1 reseptör agonistlerinin, yalnızca iştah merkezlerini değil, sıvı alım davranışını da modüle edebildiği, bazı bireylerde susama hissini azaltabileceği gösterilmiştir. Ayrıca mide boşalmasının yavaşlaması, bulantı, erken doyma, şişkinlik gibi semptomlar da sıvı tüketiminin azalmasına yol açabilir. 

Yetersiz sıvı alımı, baş ağrısı, halsizlik, kabızlık, konsantrasyon güçlüğü gibi olumsuz durumlara yol açar. Susama hissine bakılmaksızın doktor ve diyetisyeninizin önerdiği miktarda suyu gün içerisine yayarak tüketmeye çalışın. Çay veya kahve gibi kafeinli içecekler yerine su tüketmeyi önceliklendirin. 

Çorba, ayran, kefir gibi besinler sıvı alımına destek olabileceğinden öğünlerinize eklemenizde fayda olacaktır.

3. Tek Odağın Protein Olması

Gün içerisinde tüketilen besin miktarlarının azalması ile çoğunlukla protein alımı da düşer. Bu noktada protein alımının arttırılması özellikle kas ve kemik yoğunluğu kaybını önlemek için koruyucu olsa da tek başına yeterli değildir. 

Birçok kişi kas kaybını önlemek için protein yeterli düşüncesine sığınır. Kas kütlesinin korunmasında protein alımı önemli bir rol oynasa da vücudun metabolik dengesi yalnızca proteine bağlı değildir. 

Yetersiz enerji alımı, düşük karbonhidrat ve düşük yağ alımı ile birlikte olduğunda hormon dengesi, bağırsak sağlığı, sinir sitemi ve fiziksel performans üzerinde olumsuz etkiler ortaya çıkabilir. Bu nedenle öğünlerin dengeli şekilde planlanması, hacmi küçük ancak besin içeriği olarak gereksinim duyulan protein, karbonhidrat ve yağ bileşimini alabildiğiniz öğünler yapmanız önemlidir. 

Bu dönemde bir uzmandan beslenme desteği almanız, öğün içeriği ve stratejilerini de sağlayarak uzun vadeli kilo kaybı ve sürdürülebilirlik açısından iyi olacaktır.

4. Bağırsak Sağlığı

Gün içerisinde alınan besin miktarının azalması ile birlikte lif tüketimi de sıklıkla düşer. Özellikle gaz, şişkinlik, sindirim güçlüğü yaşayan kişilerde sıklıkla ilk olarak öğünlerden salata, kurubaklagil, taze meyve gibi önemli lif kaynaklarının çıkarıldığını görüyoruz. Ancak uzun vadede bağırsak sağlığının ve bağırsakta yaşayan mikroorganizmaların azalması kabızlık, bağışıklığın zayıflaması, sinirim güçlüğü gibi gastrointestinal semptomların artmasına yol açabilir. 

Bu süreçte günlük lif alımı planlı bir şekilde yapılmalıdır. Sebze, meyve, kurubaklagiller ve tam tahıllar öğünlere küçük porsiyonlarda dağıtılarak her öğünle az miktarlarda alınmalıdır. Gerekirse çözünür lif takviyeleri doktor veya diyetisyeninizin önerisi ile eklenebilir. 

Yoğun gaz ve öğün sonrası midede doluluk-ağrı hissediyorsanız salata yerine pişmiş/haşlanmış sebze, meyve kompostoları tercih edebilirsiniz.

5. Direnç Antrenmanı

Tedavi süresince enerji alımındaki belirgin azalma, yeterli protein alınmadığında ve fiziksel aktivite yoksa kas kaybına yol açar. 

Direnç egzersizi (ağırlık antrenmanı), kas protein sentezini uyararak kilo kaybı sırasında kas kütlesinin korunmasına yardımcı olur. 

Kas kütlesinin korunması ise metabolik hızı destekler ve uzun vadeli kilo kontrolü ve verilen kilonun korunması açısından kritiktir. Egzersiz düzeyi ve önerisi kişinin yaşına, sağlık durumuna ve egzersiz kapasitesine göre değişebilir ancak rutin öneri haftada 2-3 gün GLP-1 tedavilerinin temel bileşenlerindendir.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *