Bir tarlada bitkilere püskürtülen ilaç, evin bahçesinde kullanılan haşere ürünü ya da günlük yaşamda karşılaşılan farklı bir pestisit ürünü… Bu ürünlerin içinde yalnızca zararlıları hedefleyen aktif maddeler bulunmuyor. Ürünün formülasyonunda, farklı amaçlarla kullanılan başka kimyasallar da yer alabiliyor.
Yeni bir araştırma, bu kimyasalların meme kanseri açısından taşıyabileceği potansiyel risklere dikkat çekti.
Amerika Silent Spring Enstitüsü araştırmacılarının gerçekleştirdiği çalışma, Environmental Health Perspectives dergisinde yayımlandı. Araştırmacılar, daha önce meme kanseriyle ilişkili olabilecek kimyasallardan oluşturulan geniş bir listeyi ABD hükümetine ait çok sayıda veri tabanındaki bilgilerle karşılaştırdı. Analiz sonucunda pestisit formülasyonlarında 485 kimyasal tespit edildi.
145 kimyasal epa'da aktif bileşen olarak kayıtlı
Araştırmanın dikkat çekici noktalarından biri, belirlenen 485 kimyasalın tamamının pestisitlerin aktif maddesi olmaması.
Araştırmacılara göre bu kimyasalların 145'i ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA) tarafından aktif bileşen olarak kayıtlı durumda. Geri kalan önemli bölüm ise pestisit formülasyonlarında “inert” veya “etkisiz” bileşenler olarak yer alıyor.

Buradaki “etkisiz” ifadesi, bu maddelerin insan sağlığı açısından mutlaka zararsız olduğu anlamına gelmiyor. Araştırmacılar, pestisitlerin güvenliği değerlendirilirken genellikle aktif bileşenlere odaklanıldığını, ancak insanların gerçek hayatta ürünün tamamındaki kimyasallara maruz kaldığını belirtiyor.
Çalışmanın baş yazarı Silent Spring Enstitüsü araştırma bilimcisi Dr. Jennifer Kay, bulguların özellikle inert bileşenler konusunda bir değerlendirme boşluğuna işaret ettiğini ifade ediyor.
Kimyasallara yalnızca tarım yoluyla maruz kalınmıyor
Araştırmada dikkat çekilen bir başka nokta ise pestisit kaynaklı kimyasal maruziyetinin yalnızca tarımsal üretimle sınırlı olmaması. Söz konusu kimyasalların bazıları gıda, içme suyu, ev ve bahçe ürünleri, bit ve pire tedavileri gibi farklı alanlarda da bulunabiliyor.
Araştırmacılar, ABD'deki biyolojik izleme verilerinin 84 kimyasalın insan vücudunda tespit edildiğini gösterdiğini aktarıyor. Çalışmada ayrıca bazı organofosfatlı pestisitlere ilişkin yaygın maruziyet bulgularına da dikkat çekiliyor.
Bu bulgular, insanların söz konusu kimyasallara maruz kalabileceğini gösteriyor. Ancak bir kimyasalın insan vücudunda tespit edilmesi tek başına o kimyasalın hastalığa neden olduğunu kanıtlamıyor. Sağlık açısından risk değerlendirmesinde maruz kalınan miktar, maruziyet süresi ve kimyasalın vücutta oluşturduğu etkiler gibi faktörlerin de dikkate alınması gerekiyor.
Araştırmacılardan pestisitlerin değerlendirilmesi çağrısı
Çalışmanın yazarları, pestisit güvenliği değerlendirmelerinde yalnızca aktif maddelerin değil, ürünün tamamında bulunan kimyasalların da daha kapsamlı şekilde incelenmesi gerektiğini savunuyor.
Araştırmacılara göre özellikle meme kanseriyle ilişkili olabilecek biyolojik özellikler taşıyan kimyasalların yaygın maruziyet kaynaklarının belirlenmesi, gelecekte yapılacak toksikoloji ve epidemiyoloji çalışmalarına yol gösterebilir.
Çalışmanın ortak yazarlarından Silent Spring Araştırma Direktörü Ruthann Rudel ise meme kanserinin gelişiminin uzun yıllar sürebileceğine dikkat çekerek, farklı kaynaklardan gerçekleşen kimyasal maruziyetlerin daha yakından takip edilmesi gerektiğini belirtiyor.
