Gıda Bülteni Gündem Sütün bu kadar kıymetli olduğu bir ülkede bu manzara normal mi?

Sütün bu kadar kıymetli olduğu bir ülkede bu manzara normal mi?

4 Dakika
OKUNMA SÜRESİ

Bugün A101'in yanındaki çöp konteynerine baktığımda doğrusu böyle bir manzarayla karşılaşmayı beklemiyordum.

Karton kutuların arasında birkaç tane 2,5 litrelik ayran…

Yumurta kolileri…

Süt ürünleri…

Muhtemelen son tüketim tarihi geçtiği için satıştan çekilmiş ürünler…

Yanlış anlaşılmasın.

Bu yazıyı "Neden çöpe atıldı?" diye yazmıyorum.

Son tüketim tarihi geçmiş ya da güvenilirliğini kaybetmiş bir gıdanın satılmasını kimse savunamaz. O ürünün raftan çekilmesi gerekir. Bu, tüketici sağlığının gereğidir.

Benim takıldığım nokta bambaşka.

Bu ürünlerin gerçekten herkesin kullandığı açık çöp konteynerlerine bırakılması doğru bir uygulama mı?

İşte cevabını aradığım soru bu.

Fotoğrafları çektikten sonra birkaç dakika bekledim.

Çok geçmeden martılar gelmeye başladı.

Ardından kargalar…

Bir süre sonra poşetlerin parçalanacağını, ayran kutularının gagalanacağını, süt ürünlerinin etrafa saçılacağını tahmin etmek zor değildi.

İşte tam da burada mesele artık yalnızca gıda israfı olmaktan çıkıyor.

Bu görüntü, çevre hijyenini ve halk sağlığını ilgilendiren başka bir tartışmanın kapısını aralıyor.

Marketlerin her gün binlerce ürünü raflardan kaldırdığını biliyoruz. Sadece süt ürünleri değil; tavuk, kıyma, salam, sosis, yoğurt, peynir… Son tüketim tarihi geçen ya da herhangi bir nedenle satıştan çekilen çok sayıda ürün var.

Peki bütün bu ürünler nasıl bertaraf ediliyor?

Açıkçası bunu bilmiyoruz.

Ama bildiğimiz bir şey var.

Bazı ürünler belediyelerin herkesin kullandığı çöp konteynerlerine bırakılıyor.

Ben bunu kendi gözümle gördüm.

Üstelik mevzuat, gıda atıklarının çevre ve insan sağlığı açısından risk oluşturmayacak şekilde ortamdan uzaklaştırılması gerektiğini söylüyor.

O halde şu soruyu sormak gerekiyor:

Yaz sıcağında, herkesin erişebildiği açık bir çöp konteyneri bunun için gerçekten doğru yer mi?

Çünkü mesele yalnızca kötü koku değil.

Sinekler…

Kemirgenler…

Kuşların ve sokak hayvanlarının bu ürünleri çevreye taşıması…

Bunların tamamı halk sağlığı açısından değerlendirilmesi gereken riskler.

Bugün birçok belediye tekstil atıkları için ayrı toplama sistemi kuruyor.

Elektronik atıklar farklı yöntemlerle toplanıyor.

Tıbbi atıklar ise özel prosedürlerle bertaraf ediliyor.

Çünkü biliyoruz ki her atık aynı değildir.

Peki kısa sürede bozulan süt ve et ürünleri neden hâlâ sıradan evsel atık gibi değerlendiriliyor?

Belki de artık marketler, belediyeler ve ilgili kurumlar bu konuda farklı bir toplama ve bertaraf modeli üzerinde düşünmelidir.

Bu yazıyı herhangi bir marketi hedef göstermek için kaleme almıyorum.

Bugün bu görüntüyü A101'in yanında gördüm.

Yarın aynı manzarayla başka bir zincir marketin arkasında da karşılaşabilirim.

Çünkü sorun tek bir market değil.

Sorun, yıllardır sorgulanmadan devam eden bir uygulama.

Ama beni en çok düşündüren, bu görüntünün Türkiye'nin gıda gerçeğini tek karede anlatıyor olması.

Henüz birkaç yıl önce süt üreticileri artan yem maliyetleri nedeniyle ineklerini kesime göndermek zorunda kaldı.

Bugün üretici hâlâ yüksek maliyetlerle mücadele ediyor.

Tüketici ise süt ve süt ürünlerini her geçen gün daha yüksek fiyatlarla satın alıyor.

Birçok aile çocuklarının beslenme çantasına koyacağı sütü bile hesap ederek alıyor.

Sütün bu kadar kıymetli hâle geldiği, üretmenin de tüketmenin de zorlaştığı bir ülkede onlarca litre ayranı açık bir çöp konteynerinde görmek, insana yalnızca israfı değil; emeğin nasıl değersizleştiğini de düşündürüyor.

Evet, o ürünler artık satılamaz.

İnsan sağlığı her şeyden önce gelir.

Ancak son yolculuklarının gerçekten herkesin kullandığı açık bir çöp konteyneri olması gerekiyor mu?

Belki de artık tartışmamız gereken konu, son tüketim tarihi geçmiş hayvansal gıdaların çöpe atılıp atılmadığı değil, hangi yöntemle ve hangi koşullarda bertaraf edildiğidir.

Çünkü bu mesele yalnızca marketlerin atık yönetimi değildir.

Yalnızca çevre temizliği de değildir.

Bu mesele halk sağlığıdır.

Gıda güvenliğidir.

Üreticinin emeğidir.

Tüketicinin ödediği bedeldir.

Ve en önemlisi, gıdaya verdiğimiz değerdir.

Bazen bir ülkenin gıda politikasını anlatmak için uzun raporlara ihtiyaç yoktur.

Bazen açık bir çöp konteynerinin içindeki birkaç ayran şişesi her şeyi anlatmaya yeter.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *