Gıda Bülteni Yazarlar 1 Mayıs: Sofraya bakınca anlaşılan gerçek

1 Mayıs: Sofraya bakınca anlaşılan gerçek

Bugün 1 Mayıs. Yıllardır aynı cümleleri kuruyoruz: emek, dayanışma, hak, adalet… Ama gelin bu yıl kürsülerden değil, mutfaktan konuşalım. Çünkü Türkiye’de bir işçinin de bir emeklinin de hayatı en net sofrada okunuyor.

3 Dakika
OKUNMA SÜRESİ

Benim için gıdaya erişim meselesi artık sadece bir “ekonomi haberi” değil. Bu, doğrudan insan onuruyla ilgili bir konu. Çünkü bir insanın ne yiyebildiği, aslında nasıl yaşadığını anlatır.

Bugün Türkiye’de milyonlarca çalışan asgari ücretle geçiniyor. Kâğıt üzerinde yapılan zamlar ilk bakışta umut verici görünebilir. Ama pazara çıktığınızda o umut çok hızlı dağılıyor. Dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı beslenebilmek için yapması gereken harcama, maaşın büyük bir kısmını götürüyor. Geriye kira, fatura, ulaşım kalıyor. Doğal olarak ilk kısılan kalem de gıda oluyor.

Bu çok tehlikeli bir kırılma noktası.

Çünkü gıda “ertelenebilir” bir ihtiyaç değildir. Ama ne yazık ki bugün tam olarak bu yaşanıyor. İnsanlar daha az et alıyor, daha az süt tüketiyor, meyve-sebzeyi gramla hesaplıyor. Sofrada çeşit azalıyor, kalite düşüyor, doyma hissi öncelik haline geliyor.

Emekliler cephesinde tablo daha da ağır. Sabit gelirle yaşamaya çalışan milyonlarca insan için artık gıda bir tercih değil, bir mücadele. Eskiden “canım çekti” diye alınan ürünler, bugün “acaba alsam mı” noktasına gelmiş durumda. Kırmızı et çoğu emekli için ayda bir görülen bir misafir gibi.

Bu sadece ekonomik bir mesele değil. Aynı zamanda ciddi bir halk sağlığı sorunu.

Yetersiz ve dengesiz beslenme; bağışıklığı zayıflatır, hastalıkları artırır, çocukların gelişimini etkiler. Yani mesele sadece bugünü değil, yarını da ilgilendiriyor. Bugün yeterince beslenemeyen bir toplumun yarın sağlık faturası çok daha ağır olur.

Bir de şu gerçek var: Gıda enflasyonu herkes için aynı hissedilmiyor. Geliri yüksek olan için fiyat artışı “rahatsız edici” olabilir. Ama dar gelirli için doğrudan hayatta kalma meselesine dönüşür. Çünkü gelirinin büyük kısmını zaten gıdaya harcıyordur.

Son yıllarda sofralarda yaşanan değişimi çok net görüyoruz. Et azalıyor, karbonhidrat artıyor. Ucuz olan tercih ediliyor, sağlıklı olan değil. Bu bir tercih değil, zorunluluk.

İşte tam da bu yüzden 1 Mayıs’ı konuşurken sadece maaşı değil, o maaşın sofraya ne olarak yansıdığını da konuşmalıyız.

Çünkü insanca yaşam dediğimiz şey, sadece çalışmak ve geçinmek değildir. Aynı zamanda sağlıklı beslenebilmek, çocuğunun önüne güvenle yemek koyabilmek, “bugün ne yiyeceğiz” kaygısı taşımamaktır.

Gıda, en temel haktır. Ve bugün Türkiye’de bu hak, milyonlarca insan için her geçen gün biraz daha zor erişilir hale geliyor.

Belki de bu 1 Mayıs’ta sorulması gereken en basit ama en çarpıcı soru şu:
Bir işçi, bir emekli… Gerçekten doyuyor mu?

Cevap, çoğu zaman sofrada saklı.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *