Sabahın ilk saatlerinde mutfaktan yayılan kahve kokusu, ardından gelen ilk yudum ve kısa süre sonra hissedilen canlılık… Kahve denildiğinde çoğumuzun aklına önce kafein ve uyanıklık geliyor. Oysa bir fincan kahve, yalnızca kafeinden oluşmuyor.
Kahve çekirdeklerinde kafeinin yanı sıra yüzlerce farklı biyoaktif bileşik bulunuyor. Bu bileşiklerin bazıları sindirim sistemi, bağırsak mikroorganizmaları, ilaçlar ve besinlerle etkileşime girebiliyor. Üstelik bu etkilerin bazıları kafeinsiz kahvede de görülebiliyor.
Avustralya Katolik Üniversitesi'nden Beslenme ve Gıda Bilimi alanında öğretim görevlisi Emma Beckett, kahvenin vücutta oluşturabileceği ve günlük yaşamda pek bilinmeyen 7 etkiyi ele aldı.

Kahve neden tuvalete çıkarıyor?
Kahve içtikten kısa süre sonra tuvalet ihtiyacı hissetmek birçok kişinin yaşadığı bir durum. Araştırmalardan birinde yaklaşık her 10 kişiden 3'ünün kahve içtikten kısa süre sonra dışkılama ihtiyacı duyduğu bildiriliyor.
Dikkat çekici nokta ise bu etkinin yalnızca kafeinli kahveyle sınırlı olmaması. Kafeinsiz kahvede de benzer bir etki görülebiliyor. Bu nedenle araştırmacılar, kahvenin bağırsak hareketlerini artırmasında kafein dışındaki bileşenlerin de rol oynayabileceğini belirtiyor.
Sabah saatlerinde bağırsakların doğal olarak daha hareketli olması da bu durumu açıklayan faktörlerden biri olabilir. Ayrıca kahveye eklenen süt veya bazı tatlandırıcılar da bağırsak hareketlerini etkileyebilir.
Kahve reflüyü teteikler mi?
Kahvenin bazı kişilerde reflü belirtilerini artırabileceği belirtiliyor. Reflü yalnızca mide yanmasına yol açmayabilir; mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması bazı kişilerde boğaz ve solunum yollarıyla ilgili belirtilerle de ilişkilendirilebilir.
Kafeinin göz üzerindeki etkileri de bazı kişiler için önem taşıyor. Özellikle glokom veya göz içi basıncı yüksek olan kişilerde kafein, göz içi basıncını geçici olarak artırabilir.
Kahve ve kafein ile migren arasındaki ilişki ise daha karmaşık. Kafein bazı kişilerde migren ağrısını hafifletebilirken, fazla tüketilmesi veya alışılmış miktarın aniden azaltılması bazı kişilerde baş ağrısını tetikleyebilir.
Kulakla ilgili daha nadir bir durumda da kafein tüketiminin azaltılması önerilebiliyor. Ancak kahvenin bu rahatsızlığa doğrudan neden olduğuna ilişkin kanıtların sınırlı olduğu özellikle vurgulanıyor.
Kahve bazı ilaçların etkisini değiştirebilir
Günün ilk kahvesini ilaçlarla birlikte tüketmek bazı kişiler açısından dikkat edilmesi gereken bir konu olabilir.
Kahve, bazı ilaçların vücutta emilimini veya parçalanmasını etkileyebilir. Örneğin kahve, tiroid hastalıklarında kullanılan levotiroksinin emilimini azaltabilir. Osteoporoz tedavisinde kullanılan alendronatın emilimi de kahveyle birlikte alındığında düşebilir.
Kafein ayrıca bazı ilaçların vücuttaki metabolizmasını etkileyebilir. Örneğin klozapin kullanan kişilerde kafein, ilacın kandaki düzeyini artırabilecek şekilde metabolizmasını yavaşlatabilir.
Tersi yönde de bir etkileşim mümkün. Bazı ilaçlar kafeinin vücuttan atılma hızını değiştirebilir. Örneğin siprofloksasin adlı antibiyotik kafeinin parçalanmasını yavaşlatabilir.
Bu nedenle düzenli ilaç kullanan kişilerin, ilaçlarını kahveyle birlikte alıp alamayacağını doktor veya eczacıya danışması önem taşıyor.
Kahve kolesterolü etkiler mi?
Kahvenin içerdiği bazı doğal bileşikler kolesterol üzerinde de etkili olabilir.
Kahvede bulunan kafestol ve kahweol adlı diterpenlerin toplam kolesterol ve LDL olarak bilinen "kötü" kolesterol düzeylerini artırabildiği belirtiliyor.
Ancak kahvenin etkisi tek yönlü değil. Kısa süreli bazı çalışmalarda aynı bileşiklerin lipoprotein(a) düzeylerini düşürdüğü görülürken, kahvedeki klorojenik asitler gibi başka bileşenlerin kan basıncı ve damar fonksiyonu üzerinde olumlu etkileri olabileceği bildiriliyor.
Bu nedenle kahvenin kalp-damar sağlığı üzerindeki toplam etkisini yalnızca tek bir bileşene bakarak değerlendirmek mümkün değil.
Kahve bağırsak bakterilerini de etkileyebilir
Bir fincan kahveden yalnızca insan vücudu yararlanmıyor; bağırsaklarımızdaki mikroorganizmalar da kahvenin bazı bileşenleriyle karşılaşıyor.
Kahvede bulunan klorojenik asitlerin bir bölümü ince bağırsakta tamamen emilmiyor ve kalın bağırsağa ulaşabiliyor. Burada bağırsak mikroorganizmaları tarafından farklı bileşiklere dönüştürülebiliyor.
Kahvede ayrıca kavurma sırasında oluşan melanoidinler ve bazı kompleks karbonhidratlar bulunuyor. Bunlar da kalın bağırsağa ulaşarak bağırsak mikroorganizmaları tarafından fermente edilebiliyor.
Küçük ölçekli insan çalışmalarında kahve tüketiminin bağırsak mikrobiyotasının yapısını değiştirebildiğine ilişkin bulgular bulunuyor. Ancak mevcut kanıtlar henüz kahveyi doğrudan "prebiyotik" olarak tanımlamak için yeterli değil.
Kahve yemeklerden alınan demirin emilimini azaltabilir
Kahvenin daha az bilinen etkilerinden biri de demir emilimiyle ilgili. Özellikle bitkisel kaynaklarda bulunan non-hem demirin emilimi, yemekle birlikte kahve tüketildiğinde azalabiliyor. Bunun temel nedenlerinden biri kafein değil.
Kahvedeki polifenoller ve klorojenik asitler, sindirim sisteminde demirle etkileşime girerek vücudun bu minerali emmesini zorlaştırabiliyor.
Bu durum özellikle demir depoları düşük olan veya demir ihtiyacının önemli bölümünü bitkisel kaynaklardan karşılayan kişiler açısından daha fazla önem taşıyor.
Dolayısıyla bu bulgu, herkesin kahvaltıda kahve içmekten vazgeçmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Ancak demir eksikliği bulunan kişilerin kahve ile demir içeren öğün veya takviyeler arasındaki zamanlamaya dikkat etmesi gerekebilir.
Kahve sindirim sistemini etkiler mi?
Kahvenin bir başka şaşırtıcı etkisi ise ortada sindirilecek bir yemek yokken bile sindirim sistemini harekete geçirebilmesi.
Kahve, pankreasın proteinlerin sindiriminde görev alan tripsin adlı enzimi salgılamasını uyarabiliyor. Bu etkinin kafeinsiz kahvede de görülmesi, kahvenin diğer bileşenlerinin de sindirim sistemiyle etkileşime girebildiğini gösteriyor.
Kahvenin iştah ve toklukla ilişkili bağırsak hormonları üzerinde de etkileri olabileceği belirtiliyor. Ancak mevcut çalışmalar, bu etkinin insanların daha fazla mı yoksa daha az mı yemek yemesine yol açtığını net biçimde ortaya koymuş değil.
Bir fincan kahve sadece kafein değil
Kahvenin en bilinen etkisi uyanıklığı artırması olsa da bilim insanlarının değerlendirmeleri, bir fincan kahvenin vücutta çok daha geniş bir etkileşim ağı oluşturabildiğini gösteriyor.
Bağırsak hareketlerinden ilaçların emilimine, demir kullanımından bağırsak mikrobiyotasına kadar farklı alanlarda görülen bu etkilerin bir bölümü kafeinden kaynaklanırken, bazıları kahvenin içerdiği diğer yüzlerce bileşikten kaynaklanıyor.
Üstelik araştırmacıların özellikle dikkat çektiği noktalardan biri şu: Kahvenin bazı etkileri kafeinsiz kahvede de görülebiliyor. Bu da kahvenin vücut üzerindeki etkilerini yalnızca kafein üzerinden açıklamanın yeterli olmadığını gösteriyor.
