Gıda Bülteni Yazarlar Havalar soğudu diye vitamin değerleriniz bir gecede düşmez!

Havalar soğudu diye vitamin değerleriniz bir gecede düşmez!

Yağmur ve soğuğun yüzünü göstermesiyle birlikte koruyucu önlemler hemen gündemdeki yerini aldı. Birçok insan havalar soğur soğumaz vitamin ve takviye gıdalara başladı. Peki bu doğru bir yöntem mi? Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu yazdı...

6 Dakika
OKUNMA SÜRESİ

Sonbaharda bağışıklığı korumanın yolu gerçekten avuç avuç takviyeden mi geçiyor?

Hava birkaç derece soğudu. Hırkalar çıktı, pencereler kapandı, bitki çayları demlenmeye başladı ve “takviye sezonu” açıldı.
D vitamini, C vitamini, çinko, magnezyum, propolis, beta-glukan, multivitamin…

Sabah başka, akşam başka kapsül.
Sanki vücudumuz hava durumu uygulamasına bağlıymış gibi sıcaklık 15 derecenin altına düşünce bütün vitamin depolarımız bir gecede boşalıyor.
Oysa fizyoloji böyle çalışmıyor.


Havalar soğudu diye tüm vitaminleriniz bir anda düşmedi.
Mevsim değişikliği bazı ihtiyaçlarımızı ve davranışlarımızı değiştirebilir. Güneş maruziyetimiz azalabilir, kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirebilir, uyku düzenimiz değişebilir, fiziksel aktivitemiz azalabilir ve solunum yolu enfeksiyonlarına maruziyetimiz artabilir.
Ama bunların hiçbiri:
“Ekim geldi, herkes takviye kullanmalı” anlamına gelmiyor.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ TELEFON BATARYASI DEĞİL!

Sonbaharda en sık duyduğumuz cümlelerden biri: “Bağışıklığımı güçlendirmek istiyorum.”
Ama bağışıklık sistemi telefon bataryası değil.
C vitaminini taktık, yüzde 40.
Çinkoyu ekledik, yüzde 65.
D vitaminini aldık, yüzde 85.
Bir de propolis…
Bağışıklık % 100!
Keşke insan biyolojisi bu kadar basit olsaydı.

Bağışıklık sisteminin normal çalışması için birçok vitamin ve mineral elbette gereklidir. Ancak bir maddenin bağışıklık sistemi için gerekli olması, fazlasının bağışıklığı daha güçlü yapacağı anlamına gelmez.
Örneğin C vitamini bağışıklık fonksiyonunda rol oynar. Fakat genel popülasyonda C vitamini takviyesinin soğuk algınlığına yakalanma riskini azaltmadığı; düzenli kullanımın hastalık süresinde bir miktar kısalma sağlayabildiği bildiriliyor.
Yani:
C vitamini gerekli.
Ama bundan,
“Ne kadar çok C vitamini, o kadar az hastalık” sonucu çıkmıyor.
İşte beslenme biliminde en sık yaptığımız hatalardan biri bu.

PEKİ YA ÇİNKO?

Çinko da bağışıklık sisteminin normal fonksiyonları için gerekli.
Ama burada daha ilginç bir paradoks var.
İnsanlar bağışıklıklarını desteklemek amacıyla yüksek doz çinko kullanırken, haftalar boyunca aşırı miktarda çinko almak bakır emilimini bozabiliyor ve hatta bağışıklık fonksiyonunu olumsuz etkileyebiliyor. Yetişkinlerde genel tolere edilebilir üst alım düzeyi günlük toplam 40 mg. 

Tıbbi amaçla ve profesyonel gözetim altında kullanılan dozlar ise ayrı değerlendiriliyor.
Yani bağışıklık için aldığınız bir takviyenin fazlası, paradoksal biçimde hedeflediğiniz sistem için sorun yaratabilir.
Takviyelerde “daha fazla” her zaman “daha iyi” değildir.

BİR DE “TAKVİYE KOKTEYLİ” MESELESİ VAR

Asıl gözden kaçan konu bazen tek bir ürünün dozu değil.
İnsanlar aynı anda birkaç ürün kullanıyor:
Sabah multivitamin, öğlen bağışıklık kompleksi, akşam magnezyum, D vitamini, biraz çinko…
Saç için başka bir ürün…

Enerji için başka bir ürün…

Sonra etiketleri yan yana koyduğunuzda fark ediyorsunuz: Aynı vitamin veya mineral üç farklı kutunun içinde bulunuyor!
Takviyelerin de dozu, etkileşimi ve güvenli kullanım sınırları var. Bazı vitamin ve mineraller için tolere edilebilir üst alım düzeyleri belirlenmesinin nedeni de bu.
Bu nedenle takviyenin yalnızca ön yüzündeki büyük harflere değil, arka yüzündeki küçük rakamlara da bakmak gerekiyor.

MANAVA KÜS, ECZANEYE DOST GEZMEYİN

Takviye konuşmaya o kadar alıştık ki bazen besinin kendisini unutuyoruz.
Örneğin size küçük bir kış önerisi:
Dondurulmuş yaban mersinini sezonu geçti diye kenara koymayın.

2026 yılında yayımlanan yeni bir çalışma, marketten satın alınan taze ve dondurulmuş yaban mersinlerini karşılaştırıyor ve sonuç oldukça ilginç çıkıyor:
Bazı dondurulmuş yaban mersinlerinin antosiyanin düzeyleri taze ürünlerden daha yüksek bulunuyor.  Çünkü mesele yalnızca meyvenin taze mi dondurulmuş mu olduğu değil; ne zaman toplandığı, nasıl taşındığı, ne kadar beklediği ve nasıl saklandığı…
Taze diye aldığımız yaban mersini hasattan sonra günlerce taşınabilir, depoda ve market rafında bekleyebilir, ardından birkaç gün de evimizin buzdolabında kalabilir.
Dondurulacak meyve ise uygun zamanda işlenip hızla dondurulduğunda, özellikle yaban mersininin o karakteristik mor-mavi rengini veren antosiyaninler gibi değerli fitokimyasalların önemli bir bölümünü koruyabilir.
Şekersiz, katkısız dondurulmuş yaban mersini gayet akıllı bir seçenek olabilir.
Yoğurda koyun.
Kefire ekleyin.
Yulafla tüketin.
Ama onu sadece “vitamin” olarak da görmeyin, antosiyanin ve diğer polifenollerden zengin besin matriksine sahip!
Ve belki de kış için en güzel mesajlardan biri şu:
Bazen antioksidan desteğiniz pahalı bir kapsülde değil, buzluğunuzun çekmecesinde olabilir.

BİR DE ESKİLERİN KUŞBURNUSU VAR

Şimdi başka bir klişeyi tersine çevirelim. Sağlıklı beslenmek için her zaman yeni keşfedilmiş, pahalı ve egzotik ürünlere ihtiyacımız yok. Bazen anneannenizin mutfağı sosyal medyadan daha ileridedir.
Kuşburnu bunun güzel örneklerinden biri. Ama gerçekten zengin fitokimyasal yapısından pozitif etki görmek istiyorsanız kuşburnunu toz değil, mümkünse bütün alın. Çok önceden öğütülmüş veya ince parçalanmış kuşburnunda oksijenle temas yüzeyi artar. C vitamini depolama ve ısıya hassastır. Bu nedenle bütün kurutulmuş kuşburnunu serin, kuru ve ışıktan uzak saklamak; kullanacağınız zaman hafifçe kırıp demlemek daha akılcı bir yaklaşım olacaktır.

BELKİ DE KIŞIN EKSİLEN ŞEY VİTAMİN DEĞİL

Fonksiyonel tıp ve psikonöroimmünoloji perspektifinden baktığımızda burada çok daha büyük bir resim görüyoruz.
Sonbaharda sadece hava değişmiyor.
Davranışlarımız da değişiyor: Daha az dışarı çıkıyoruz, az gün ışığı görüyoruz, az hareket edebiliyoruz. Akşamları daha uzun süre ekran karşısında kalıyoruz.
Uyku saatlerimiz değişebiliyor.
Kapalı ve kalabalık ortamlarda daha fazla zaman geçiriyoruz.
Stres devam ediyor.
Beslenme çeşitliliği azalabiliyor.
İşte bağışıklık sistemi bütün bu sinyallerin ortasında çalışıyor.
PNI yaklaşımının önemli taraflarından biri de tam olarak burada ortaya çıkıyor:
Beyin, sinir sistemi, hormonlar, metabolizma ve bağışıklık sistemi birbirinden bağımsız sistemler değil.
Bu nedenle sürekli stres altında yaşayan, geceleri beş saat uyuyan, gün ışığı görmeyen, gün boyu oturan ve beslenmesi büyük ölçüde ultra işlenmiş gıdalardan oluşan bir kişinin sorununu yalnızca bir kapsülle çözmeye çalışmak fazla indirgemeci olur.
Bazen bedenimizin ihtiyacı yeni bir ürün değildir.
Daha iyi bir ritimdir.

“AMA BEN GEÇEN KIŞ KULLANDIM, HİÇ HASTA OLMADIM”

Bu da sonbaharın klasiklerinden. Ama bunun nedeni kullandığınız takviye miydi? 
Bilmiyoruz…

Belki o yıl daha iyi uyudunuz, daha az virüse maruz kaldınız, beslenmeniz daha iyiydi, belki daha fazla hareket ettiniz, stresiniz azdı…Belki de sadece şans.
“Bende işe yaradı” hissi önemli bir kişisel deneyimdir; bilimsel kanıtla aynı şey değildir.

PEKİ HİÇ TAKVİYE ALMAYALIM MI?

Hayır. Bu yazının mesajı “takviyeler gereksizdir” değil. 

Tam tersine: Doğru kişide, doğru eksiklikte, doğru dozda ve doğru süreyle kullanılan destek çok değerli olabilir. 

Ama fonksiyonel yaklaşımın bana göre en önemli sorusu şudur:
“Bu kişiye ne ekleyebiliriz?”den önce, “Bu kişinin gerçekten neye ihtiyacı var?”
Aynı sonbahar herkes için aynı reçeteyi oluşturmaz.

BU KIŞ “BAĞIŞIKLIK SEPETİNİZİ” DEĞİŞTİRİN

Bu kez sepete yalnızca kapsül koymayın.
Renk koyun: kırmızı, mor, turuncu, koyu yeşil sebze ve meyveler ekleyin. Mesela mor havuç ile tanışmaya ne dersiniz? 
Protein koyun: yumurta, balık, yoğurt/kefir, kurubaklagiller ve kişinin beslenmesine uygun diğer kaliteli protein kaynakları.
Lif koyun: sebze, meyve, kurubaklagil, tam tahıllar, yağlı tohumlar.
Polifenol koyun: yaban mersini ve diğer orman meyveleri, nar, zeytinyağı, kakao çekirdekleri, çeşitli otlar ve baharatlar.
Ama sepetin dışında kalanları da unutmayın:
Uyku. 

Gün ışığı. 

Hareket. 

Sosyal bağ. 

Stres yönetimi.

Çünkü sağlığı yalnızca tabağın içinde aramak da yalnızca kapsülün içinde aramak kadar eksik olabilir.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *